Gündem


Burak ARTUNER

Vefatının üzerinden 11 yıl geçti. 

Ancak Türk siyasetinde bıraktığı izler, kullandığı deyimler ve temsil ettiği siyaset anlayışı hâlâ tartışılıyor. Onu anlatan en meşhur cümle ise kuşkusuz kendi hayat hikâyesinin özeti niteliğindeki söz oldu:

"Altı kez gittim, yedi kez geldim."

Bu söz yalnızca bir siyasetçinin inişli çıkışlı kariyerini değil, Türkiye'nin demokrasi mücadelesinin de kısa bir özetini sunuyor.

Isparta'nın İslamköy'ünden çıkıp Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükselen Demirel, mühendis kökenli bir devlet adamı olarak ülkenin kalkınma hikâyesinde de önemli bir yer tuttu. Barajlar, yollar, enerji yatırımları ve sanayileşme hamleleri onun siyaset dilinin ayrılmaz parçalarıydı.

MÜHENDİSLİKTEN SİYASETE

Demirel'in hikâyesi bir Anadolu başarı öyküsüydü. 

İnşaat mühendisliği eğitimi alan genç Süleyman Demirel, Devlet Su İşleri'ndeki çalışmalarıyla adını duyurdu. 

Özellikle su ve enerji projelerindeki başarısı nedeniyle "Barajlar Kralı" olarak anılmaya başladı.

1960'lı yıllarda siyasete girdiğinde Türkiye hızlı kentleşen, sanayileşmeye çalışan bir ülkeydi. Demirel'in en büyük iddiası ekonomik kalkınma ile demokratik siyasetin birlikte yürüyebileceğiydi.

DARBELERLE KESİLEN SİYASİ HAYAT

Demirel'in kariyeri aynı zamanda Türkiye'nin 'demokrasi tarihi' gibidir.

1971 Muhtırası'yla başbakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı.
1980 Darbesi sonrasında siyasi yasaklı hale getirildi.
Ancak her seferinde geri döndü.
1987 referandumuyla siyasi yasağı kalktı.
1991 seçimlerinde yeniden başbakan oldu.
1993 yılında ise Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Cumhurbaşkanı seçildi.

İşte "Altı kez gittim, yedi kez geldim" sözü de bu olağanüstü siyasi geri dönüşlerin bir özeti olarak hafızalara kazındı.

DEMİREL VE PATRONLAR "KALKINMANIN MOTORU ÖZEL SEKTÖR"

Süleyman Demirel'in siyasi kariyeri boyunca en çok önem verdiği konulardan biri ekonomik kalkınmaydı. Mühendis kökenli olması nedeniyle altyapı yatırımlarını ve sanayileşmeyi siyasetin merkezine yerleştirdi.

1960'lı ve 1970'li yıllarda Türkiye'nin önde gelen sanayi aileleriyle yakın temas içinde olan Demirel, özel sektörün büyümesini ülkenin gelişmesinin ön şartlarından biri olarak görüyordu. Koç, Sabancı, Eczacıbaşı ve Anadolu'da yükselen yeni sanayici kuşakları onun iktidarları döneminde genişleyen ekonomik yapıdan yararlandı.

Sabancılar, Süleyman Demirel ile. / Soldan sağa Sakıp Sabancı, Şevket Sabancı, Süleyman Demirel ve Güler Sabancı.

Demirel'in ekonomi anlayışının temelinde devletin üretici değil, yol açıcı olması fikri bulunuyordu. 

Barajlar, enerji santralleri, karayolları ve organize sanayi bölgeleriyle özel sektör yatırımlarının önünün açılmasını savundu.

Ancak ilişkiler her zaman sorunsuz değildi. Özellikle 1970'lerin siyasi ve ekonomik kriz ortamında büyük sermaye çevreleriyle zaman zaman görüş ayrılıkları yaşandı. 

KOÇ İLE GERGİNLİK YAŞADI 

1993 Ocak ayı ise Süleyman Demirel ile Rahmi Koç arasında büyük bir gerginliğe sahne oldu. Koç, Başbakan Demirel hükümetini "Bir yıl konuşarak geçti" diye eleştirdi, Demirel'in çok sert yanıtı TÜSİAD-siyaset ilişkisine de yön veren bir dönüm noktası oldu. 

Buna rağmen Demirel ile Rahmi Koç birbirlerine kırılmadı. 

Hatta 2010'da 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Global İlişkiler Forumu (GIF) tarafından düzenlenen "Küreselleşmenin ışığında 21. Yüzyılda şekillenen dengeler ve Türkiye" konulu toplantıya katıldı.

Toplantının yapıldığı Yapı Kredi Plaza'ya gelişinde Demirel'i, GIF'in de Başkanlığını yürüten Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç kapıda karşıladı.

Rahmi Koç Süleyman Demirel ile.

Gelgitli ilişkilere rağmen, iş dünyasının önemli bir bölümü Demirel'i yatırım ve üretim odaklı siyaset anlayışının temsilcilerinden biri olarak değerlendirdi.

Demirel, Cumhurbaşkanı olarak görev yaparken de ekonomik istikrarın demokrasi kadar önemli olduğunu vurgulayan Demirel, Türkiye'nin küresel ekonomiyle entegrasyonunu destekleyen açıklamalarıyla dikkat çekti.

DEMOKRASİ VURGUSU

Demirel'in en çok hatırlanan yönlerinden biri de demokrasi konusundaki ısrarı oldu.

Cumhurbaşkanlığı döneminde sık sık hukukun üstünlüğü, parlamenter sistem ve demokratik kurumların korunması gerektiğini vurguladı.

Özellikle asker-siyaset ilişkilerinin yoğun biçimde tartışıldığı dönemlerde seçilmiş siyaset kurumunun önemine dikkat çekti.

Türk siyasetinin kutuplaşmaya yatkın dönemlerinde bile uzlaşmayı savunan isimlerden biri olarak öne çıktı.

Nazmiye Demirel ile 12 Mart 1948'de evlenen Süleyman Demirel, eşinin 27 Mayıs 2013'teki vefatına kadar yanından hiç ayrılmadı.

Türk siyasetinde "Binaenaleyh" denildiğinde akla gelen tek isim Süleyman Demirel'di. 

Kimseye kaptırmadığı şapkası ve fotoğraf karelerine de yansıyan "şapkasını kaptırmama mücadelesi" ile Demirel, Türk siyasi tarihine unutulmaz bir simgeyle kazındı.

Süleyman Demirel, "Yürümekle sokaklar eskimez.", "Memlekette benzin vardı da biz mi içtik?", "GAP'ı gaptırmam.", "Elektriğin komünisti olur mu?", "Ege bir Yunan gölü değildir, Ege bir Türk gölü de değildir, binaenaleyh Ege bir göl değildir.", "Dün dündür, bugün bugündür" sözleriyle de hafızalarda yer etti.


İLGİLİ HABER

Rahmi Koç, Demirel'i kapıda karşıladı

patronlardunyasi.com